İÇ SAVAŞTA YERLİ MALI SİLAH TAKINTISI

Albay Ripley ve İngiliz Tüfekleri

1860, ABD
West Point’ten 1813’de mezun olan Albay James Ripley belki de dört yıl süren
kanlı Amerikan iç savaşının çıkmasından sorumlu kişilerin başında geliyor.
Aslında bu anlaşmazlık birkaç ay içinde halledilebilirdi. 1861’de Birleşik
Devletler ordusunun Savaş Gereçleri Bölümünün başına getirildiğinde altmış
yedi yaşında olan Ripley ordunun silahlarını güçlendirmek için teklif edilen her
türlü buluşa burun kıvırıyordu.

Ripley, özellikle piyade için gerekli ateşli silahların alınmaması için her türlü
bürokratik yolu deneyen adam olarak da tarihe geçmiştir. Aralıksız atış sağlayan
Spencer tüfeklerinin askerlerin çok fazla cephane harcamasına neden olacağını
ve bunun da orduya pahalıya mal olacağını öne sürmüştür.
En büyük aptallığıysa yaptığı bir şey değil, yapmadığı bir şey nedeniyledir ve iki
tarafın da on binlerce asker kaybetmesine yol açmıştır.

Hikayemiz 1852’de İngiltere’nin modern dünyanın ilk fuarını Kristal Saray’da
düzenlemesiyle başlıyor. Fuarda, Amerikan standı açıldığında sadece mekanik
parçalar olan kutular ortaya çıktı. İzleyicilerin arasından gönüllüler alındı ve
birazcık yardımla birkaç dakika içinde bu parçaları bir Colt tabancaya
dönüştürdüler. Bu silah kusursuz bir isabet oranına sahipti ve çok kolay bir
araya getirilebiliyordu. Bu gösteri öylesine yeni bir şeydi ki, İngiliz Parlamentosu
bu yeni teknolojiyi keşfetmek üzere bir komisyon oluşturup Amerika’ya gönderdi.
Komisyonun ilk durağı Springfield cephaneliğiydi. O sırada burada 1855 model
Springfield 58 tüfeklerinin seri üretimine geçilmişti. Bu yüksek isabet oranına
hayran kalan İngiliz hükümeti tüm fabrikayı satın aldı. Üç yıl içinde de İngilizler
kendi Springfield tüfeklerini üretmeye başladılar. 577 kalibre Enfield… Bu model
Amerikalıların Springfiel’ine çok benziyordu. Sadece kabzasında ve kalibresinde
ufak farklılıklar vardı.

Amerika’da düşmanlıkların artması federal hükümeti hazırlıksız yakaladı.
Ancak daha sonra ortaya atılan bazı iddialara göre Buchanan’ın emrindeki Savaş
Bakanı Jefferson Davis, hala görevdeyken alınan önemli kararları sabote etmişti.
Ordunun yirmi binden az askeri vardı. Dahası, sahip olmaları gereken modern
silahlar da yoktu. 1855 model Springfield tüfekleri sadece yirmi otuz bin kadardı
ve çoğu da güneydeki cephaneliklerdeydi.

Konfederasyonun Sumter Kalesine ateş açmasından üç gün sonra Lincoln yetmiş
beş bin gönüllüye çağrıda bulundu. Yaz sonunda ise yarım milyon adama daha
savaş çağrısında bulunuldu. Birlik’in sorunu gönüllüler bulmak değil onlara
silah verebilmekti. Aslında gönüllülerin birçoğu geri çevriliyordu. Albay
Ripley’nin masasına gelen sorun buydu.

Öncelikle Ripley o an sahip olunan silahlarla ilgili bir sorun olmadığını söyledi.
Bu silahlar 1812’de yapılan savaşlarda güzel güzel çalışmıştı. Ancak herkes ateş
mekanizmalı silahlar konusunda ısrarlıysa aralıksız atış yapan silahlar
alınabilirdi. Ancak burada bir sorun vardı; Springfield silah fabrikasının ve öteki
silah üreticilerinin bu kadar silahı yapması en az bir yıl alırdı. Zaten silah alımı
için özel sektöre başvurmaktan bahsedilemezdi bile.

Bu ikilem karşısında Ripley’nin emrindeki bir personel müdürü krize basit bir
çözüm önerdi: İngiltere’ye gidip, gerekli silahları Enfield’dan satın almak.
İngilizler bu silahlar için maliyetine fiyat veriyordu, çünkü kendileri daha ileri
bir teknolojiye geçişin hazırlıkları içindeydiler. Sonuç olarak Birlik ordusu birkaç
ay içinde silahlanabilirdi.

Albay James Ripley bu fikri duyunca çılgına döndü. Bir zamanlar İngilizlere
karşı savaşmıştı şimdi silah almak için tutup onlara koşması düşünülemezdi
bile. Dahası, Ripley savaşın yaz sonuna kadar biteceğinden emindi ve birkaç yüz
bin silah satın almak boşa gidecek paralar demekti. Silahlar ulaştığında belki de
ordular çoktan dağılıyor olacaktı. Sonunda şöyle bir fikirle geldi; bu bir Amerikan
savaşıydı ve Amerikan mallarıyla yapılmalıydı. Bundan başkası hiç de
vatanseverce bir davranış olmazdı.

Personel müdürü bu fikri geri çekti, bir daha düşündü ve bu yaşlı adamın kalbini
kazanacağını umduğu yeni bir fikirle geri geldi. İstihbarat birimlerinden alınan
bilgiye göre Konfederasyoncular çoktan İngiltere’ye gitmiş ve tüm Enfield
silahlarını satın alıp daha da yenilerini imal ettirmek üzere anlaşıyorlardı.
Ripley yine çıldırdı ancak bu kez paniğe kapılmadı. Eğer Konfederasyon İngiliz
silahlarını satın almak istiyorsa bu onların bileceği işti, Ripley’yi hiç
ilgilendirmezdi. Tekrar, silahlar gelene kadar savaşın biteceğini ve Amerikan
askerlerinin Amerikan silahlarıyla savaşacağını yineledi. Personel müdürü
ısrarla karşı çıktı ve Federal hükümetin Konfederasyonun o silahları almasına
engel olması gerektiğini savundu. Eğer Ripley o silahları kullanmak istemiyorsa
bile ötekilerin almaması için satın alınıp okyanusa atılabilirdi.
Personel müdürü Ripley’in huzurundan kovuldu ve bir daha bu konuyu gündeme
getirmemesi istendi.

Üç ay sonra Manassas’ta otuz beş binin üzerinde Birlik askeri savaşa girdi.
Çoğunluğunda eski püskü silahlar vardı. Son saldırıyı Henry Tepesinden yaptılar
ve Konfederasyon direnişini kırdılar. Bu son kahramanca atak Stonewall
Jackson’ın adamlarının yepyeni Enfield tüfekleriyle açtığı yaylım ateşiyle son
buldu. Bu silahlar üç yüz elli metre öteden bir insanı vurabiliyordu. Yüz
metreden daha yakından ateşlendiğinde ise mutlaka öldürücü oluyordu. Bu
mesafeden Birlik askerlerinin eski tüfekleri bir işe yaramazdı.

Sonunda Ripley yönetimden gelen baskılara dayanamadı ve Enfield tüfekleri
sipariş etmeye başladı. Ancak artık çok geçti. İlk stoklar Güney’e gitmişti.
Savaşın en ironik yanlarından biri İngilizlerin hem güneylilere, hem de
kuzeylilere Enfield tüfeklerini satmaya devam etmiş olmasıdır. Ripley umutsuz
bir şekilde yüzünü Prusyalılara döndü.

Prusyalılar çoktan üstten doldurmalı silah teknolojisine geçmişlerdi ve eski
önden doldurmalı silahları satmak için can atıyorlardı. Onlardan başka
Belçikalılardan da bir miktar silah alındı. Ancak bu tüfekler arkasında olanlar
için önünde olanlardan çok daha tehlikeliydi. Birlik askerlerinin çoğu
bürokrasiyi bir yana bırakıp soğuk bir mantıkla savaş alanında hayatlarının
buna bağlı olduğunu düşünerek, kendi paralarıyla Sharps ve Burnside gibi daha
ileri teknoloji ürünü ve Ripley’i isyan ettirecek kadar pahalı mermileri olan
silahları satın aldılar.

Amerikan İç Savaşı’nın en büyük mitlerinden biri savaş boyunca Konfederasyon
ordularının yetersiz bir donanımla savaşmış olduğudur. Bu, Albay Ripley
sayesinde, savaşın ilk yılları için kesinlikle doğru değildi. 1862 yazına kadar
Birlik askerleri, özellikle batıdaki operasyonlarda eski tüfeklerle savaşmıştı.
Konfederasyon birliklerinde ise Enfieldler vardı. Enfieldler olmadan Güney
kesimi 1861 ve 1862’deki savaşlarda yıkılabilirdi. Konfederasyon ordusu üstten
doldurmalı silahlarla donanmış bir Birlik ordusuyla karşılaşsaydı ve bir de
Enfieldleri olmasaydı Güney’in asla İkinci Manassas, Antietam, Gettysburg gibi
zaferleri olamazdı.

Ripley’nin ordusu ilk savaşlarından çoğunu kaybetti. Kendilerinde de olabilecek
silahlarla etkisiz hale getirildiler. Ripley değişime karşı savaştı ve bu yüzden
aralıksız atış yapan tüfeklerin alınması gecikti. Bu karar daha erken alınsaydı iç
savaş çok daha kısa sürebilirdi. Ripley, 1863’de ordudan atıldı. Daha sonra
hatası için özür diledi mi, dilemedi mi bilinmiyor…